Posts in Travel

Graphitizing Hostel in Hamburg

Reading Time: < 1 minute

Hamburg, the largest city in Germany after Berlin, lies at the head of the long funnel-shaped estuary of the River Elbe. Its location makes it an significant link between the sea and Germany’s network of inland waterways and numerous islands. So, the city is best known for its famous harbor, the Port of Hamburg. In addition to being a major transportation hub, it has become one of Europe’s most important cultural and commercial centers.

2019

You can find a brief of the city and main places to be seen in the video. Also, there is an accommodation recommendation, stay in budget friendly and artful hostel in St. Pauli.

Partying in Istanbul Hostels

Reading Time: < 1 minute

You are travelling to Istanbul and looking for some funny, cool places to stay? According to our experience for backpackers, there are two budget hostels in Istanbul. You can have relaxing holiday or go rooftop and have cool view. Of course, parties! Now, watch the experiences, decide and write your comments.

#Bunk Hostel Taksim

Cheers Hostel Sultanahmet

Also, book your accommodation and have a look at other cities.

Üretmeyen Ülkenin Tüketen Çocukları Mıyız?

Reading Time: 2 minutes

Barselona seyahatimde bolca gördüğüm yemek teslimat uygulaması Glovo, ardından Paris ve genel olarak Fransa’da kullanılan UberEats dikkatimi çekmişti. Neden dikkatimi çekti? Çünkü kuryeler neredeyse tamamen bisikletliydi. Türkiye ve İstanbul’da ise bu durum 18 yaşını doldurmamış bireylerin ‘şu kadar saatte bu kadar teslimatı iletmen gerekiyor’ olarak çalışıyor. Haliyle de karşılığında aldığı ücret düşük oluyor ve bazıları can kaybıyla sonuçlanıyor. Peki, bu konunun üretmekle alakası nedir?

İstanbul’da yol ve lojistik nedeniyle bisikletle teslimat açıkçası biraz zor. Bu da akıllara daha sürdürülebilir bir gelecek adına İstanbul’un otonom teknolojiler için bir fırsat olmasını getiriyor.  Sanırım millet olarak fırsatı uzun süreli realiteye çevirmekte zorlanıyoruz. Bunun için ilk başta otonom teknolojiler ve bisikletliler için ayrılmış yola, daha sonrasında bu vasıtalara daha uzun bir ömür sağlamak için gerekli istasyonlara ve bu trafiğe bir uyum sağlayabilmek adına ise yeterli dataya ihtiyacımız var. Peki, ihtiyaçlarımızı sağlayabiliyor muyuz ve bunun bir örneği var mıdır?

Kısaca, hayır sağlayamıyoruz. Bunu örnek olarak Paris’te görmemiz pekala mümkün. Öncelikle, kendi üretimlerini yapabildikleri ve tüm dünyaya sattıkları bir ürünleri var. Otomotiv markası Renault ile kendi araçlarını üretebiliyorlar ve kamu araçları genellikle bu marka arabalardan oluşuyor. Bununla kalmayıp Alman markalarına parça da satıyorlar. Ürettikleri elektrikli araçlar için de öne çıkan görselde görüldüğü gibi bazı noktalarda şarj istasyonları bulunuyor. Zaten bisikletliler için tahsis edilmiş ayrı yollar bulunuyor ve zannımca data toplamak çok da zor olmasa gerek. 

Trend 50 Otomotiv

Nelere sahip olmadığımızı ikinci paragrafta ve örnek olayın da nelere sahip olduğunu bir önceki paragrafta görmek mümkün. Bu ayrımı yapmak ancak şehri ziyaretim sonucu gerçekleşti. Daha öncesinde, otomotiv sektöründeki teknolojik gelişmelerin ülkemizde uygulanmasına dair umudumu derlediğim Trend 50 raporları ile oluşturmuştum. Umut her zaman tutkuyu bir nebze besler fakat bunun için de yeterince efor sarfetmemiz gerekiyor, efektif bir şekilde çokça çalışmamız gerekiyor. Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun şiirindeki gibi, “En azından üç dil bileceksin, En azından üç dilde, Ana avrat dümdüz gideceksin, En azından üç dil, Çünkü sen ne tarih ne coğrafya, Ne şu ne busun, Oğlum Mernus, Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.” bir şeyleri hatırlamamız gerekiyor.

SEYAHAT ETTİĞİMİZDE NEDEN DAHA MUTLU HİSSEDİYORUZ?

Reading Time: 2 minutes

Paramız olduğu anda kararlı bir şekilde neden mağazalara yöneliyoruz? Her yeni bir şey satın aldığımızda kendimizi biraz daha mutlu hissediyoruz, ancak birkaç gün sonra bu memnuniyet ya da mutluluk genellikle iz bırakmadan uçup gider. Bunu şeker tükettikten sonra vücudumuzda meydana gelen olaylara benzetebiliriz, ilk önce kendimizi tatminkar ve yorgun hissedip 2 saat sonra birden düşüşe geçeriz. E tabii, tüketim toplumu profiline daha yakın olmamızın da etkisi var. Peki, neden seyahat eden insanlar diğerlerine göre daha mutlu gözüküyor?

Muhafazakar insanlar ne kadar inkar etse de mutluluğun önündeki en büyük engelin uyum sağlama olduğu ortada. Satın aldığımız bir şey, bizim için sıradan hale gelir gelmez, hissettiğimiz doyum seviyesi düşer ve daha sonra ne satın alsak diye etrafa bakınırız. Bu nokta 2 saat sonra şekerimizin düşmesi ve yeniden şekerli şeyler aramamıza benziyor. Daha sonrasında, bu senaryo tekrar tekrar tekrarlanır. Bir nevi bağımlılık.

Bununla birlikte, Cornell Üniversitesi‘nde yapılan araştırmalara göre bu zarar verici döngüyü kırabilen bir aktivite bulunuyor. Psikoloji profesörü Thomas Gilovich, istediğimiz bir şeyi satın aldığımızda ve seyahate çıktığımızdaki mutluluk artışının aynı olduğunu söylüyor. Ancak – ve işte en önemli nokta – satın almaktan elde ettiğimiz mutluluk miktarı zamanla düşerken, seyahat tecrübelerimiz ve hatıralarımız bize daha uzun süre mutluluk hormonları sağlamaya devam ediyor. Bunla ilgili yapılan çalışamanın sonucunu grafik olarak da yukarıda görebilirsiniz.

Çeşitli etkinliklere gitmek, seyahate çıkmak, yeni beceriler öğrenmek, hatta ekstrem sporlar yapmak, bunların hepsi bizim için ideal bir mutluluk kaynağı. Yeni bir cihaz, yeni bir araba en nihayetinde sahip olduğumuz sıradan başka bir nesne haline gelecektir, hatta eski ve modası geçmiş hale gelecektir. Öte yandan, her yeni anı, tüm yaşamımız boyunca bizimle kalacak gerçek bir mutluluk kaynağı olur.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?

Bu mutluluğu daha da uzatacak diğer şey ise bunları yazma alışkanlığımızın olmasıdır, böylece hikaye anlatıcılığı becerilerimizi de arttırmış oluruz. Aslında, yaptığımız her yolculuk her yol Roma’ya değil kendimize çıkıyor.

Bozcaada: Renkli Rüyalar Oteli

Reading Time: 4 minutesEski adı Tenedos. Rengarenk sokakları, Arnavut kaldırımları, üzümü ve şarabı… Bir rüzgarlı cumartesi sabahı kendimizi Geyikli İskelesi’nde feribot beklerken bulmuştuk. Baharın gelmesiyle birlikte güneş kendini yavaş yavaş gösteriyor, kıyıdan kenardan gelen ışıklarıyla ruhumuzu ısıtmaya çalışıyordu. Kırk dakikalık bir feribot yolculuğunun ardından tüm zorlukları arkada bırakıp sırt çantamızı aldık. Bir tutam huzur için adaya ayak bastık, Bozcaada’yız!

Kuzey Ege’de Çanakkale’nin güneybatısında yer alan Bozacaada, ülkemizde köye sahip olmayan tek ilçe. Bozcaada, eski ismiyle Tenedos, daha önceleri bir Rum köyüymüş. 1923 Lozan Antlaşması ile adanın ülkemiz topraklarına katılması sonrasında, Türkler ve Rumların ortak yaşadığı bir yer oluyor. Lafı fazla dolandırmadan sizleri Bozcaada deneyimimle baş başa bırakıyorum.

Bozcaada’ya Ulaşım ve Faydalı Bilgiler

Nasıl yola çıkarsanızız çıkın Geyikli İskelesi’ne geldiğinizde adaya belirli saatlerle sefer yapan feribotu kullanmak zorundasınız. Bu feribot içinse sadece Bozcaada’ya gidişte bilet alıyorsunuz. Feribota ilk bindiğimde farketmiştim, rüzgarlı bir havası var ve çoğu zamanda bu şekilde oluyormuş. Bu yüzden, yanınıza kalın bir şeyler almakta fayda var. Denize girme gibi bir düşünceniz var ise ağustos ve eylül ayları ideal olacaktır.

Bozcaada’nın en büyük geçim kaynakları bağcılık, balıkçılık ve turizmden oluşuyor. Böyle olunca da her sokakta en az bir butik otel görmeniz mümkün. Biz konaklamamızı Le Mansion Hotel’de gerçekleştirmiştik ve fazlasıyla memnun kalmıştık. Buradan %10 geri iadeli rezervasyonunuzu yapabilirsiniz. Bir de gelirken yanınıza alışveriş için ekstra çanta almanız dönüşte kolaylık sağlayabilir, malum Bozcaada lezzetleri!

Bozcaada Gezilecek Yerler

  • Bozcaada Kalesi

”Eski Kale” olarak da anılan bu kale, boğazın tam çıkışında ihtaşamlı bir görüntüye sahip bir yer. Zamanında Fatih Sultan Mehmet tarafından onarılan kale, Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olarak biliniyor. Şu an bile restorasyon ihtiyacı olan bu yapı güzel bir manzaraya ev sahipliği yapıyor, fakat diğer tarihi kalelerde gördüğünüzü buradan beklemeyin derim. Yaz aylarında sabah 10 ve akşam 8 arası açık oluyor ve o zaman bile muhteşem esinti alıyor.

  • Bozcaada Rum Mahallesi

Adanın çift katlı ve cumbalı evlerin bulunduğu bölgedir. Kafeler, restoranlar ve butik oteller genellikle bu bölgede yer alıyor.

  • Meryem Ana Kalesi

Rum Ortodoks kilisesidir ve ibadete açıktır. İçeriye girmek isterseniz pazar ayini için sabah 8’de orada olmanız gerekir.

  • Polente Feneri ve Rüzgar Gülleri

Buraya gelip de deniz feneri, rüzgar gülleri ve gün batımı üçlüsünü duymamak muhtemelen imkansız. Kaçırmayın!

  • Ayazma Koyu

Adanın en büyük ve en popüler koyudur. Sahilde şezlong, şemsiye ve restoranlar bulunur.

  • Şarap Fabrikaları

Çoğu yerde üzüm bağlarını görebileceğiniz gibi şarap üretimiyle ünlü bir yerdir. Adada çeşitli markaların fabrikaları bulunuyor. Gidip wine-tasting yapabilir beğenirseniz satın da alabilirsiniz. Ayrıca, İtalya’da da ödül kazandığımız Corvus şarabımızı çoğumuzu biliyordur. Ee buraya kadar gelmişken yerinde denemek gerekir bence.

Bozcaada’da Ne Yenir?

Bu renkli adaya geldiğinizde ilk başta gözünüze ev yapımı reçeller çarpıyor. Üstelik az buz reçel çeşidi bulunmuyor, adada yaklaşık 40 civarı türde reçel üretiliyor. Bunun nedeni ise eski zamanlarda Rumlar misafirlerine tatlı yerine büyük parçalı ve sert reçellerden ikram ederlermiş. Domates reçeli, kabak reçeli, erik reçeli, karpuz reçeli ve daha birçok çeşit görebilirsiniz. Benim için en garibi ise inek sütü reçeliydi.

Hemen Çınaraltı’nda yer alan ve özel izinle bazı Rum tatlarını üreten ünlü Çiçek Pastanesi bulunuyor.  Fırını ve dondurma bölümü de bulunuyor, hele bahar aylarında giderseniz iskeleden insanın içini titreten rüzgar ile kendinizi içinde buluverirsiniz. Benim 3 favorim şöyle: Tenedos Kurabiyesi (damla sakızlı bademli kurabiye), Damak Çatlatan ve Kavala Kurabiyesi. Broşüründe ise bazı Rum lezzetlerinin özel izinle orijinal tarifiyle üretildiği yazılıyordu.

Hazır adaya gelmişken balık yememek olmaz. Fakat, yaz döneminde avlanma yasağı olduğu için restoranlarda genelde barbun tercih ediliyor. Kendiniz balık tutmak isterseniz de maalesef o yönden kısır bir yer.

Ege’ye yakın olması ve Rumların yaşam alanı olmasıyla deniz börülcesi ve kabak çiçeği dolması yok mu diyeceksiniz? Tabii ki onlar da var, kabak çiçekleri sabah erkenden toplanıyor ve adanın has zeytinyağında akşama hazır ediliyor. Bunlardan ziyade diğer ada mezelerini de mutlaka tatmalısınız.

Eğer daha sonra zamanınız var ise Çanakkale’de uskumru veya Assos’ta deniz keyfine devam etmenizi öneririm. Yalnız, Assos’a gitmek istiyorsanız ve kendi aracınızla gelmediyseniz seferleri önceden kontrol etmenizi öneririm. Seferler yaz döneminde başladığı için gitme şansımız olmamıştı, gidemezseniz üzülmeyin Çanakkale’nin çok güzel tarih kokan şehir merkezi var. Parmak ısırtan lezzetleri de ekstrası.

Son olarak, Ara Güler’in İstanbul’a sevdalandığı gibi Sait Faik Abasıyanık da Bozcaada’ya sevdalanmıştır. Ne zaman Bozcaada aklıma gelse nedense Sait Faik’in şu satırları aklıma geliyor:

“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, selametle kalın.