Barselona seyahatimde bolca gördüğüm yemek teslimat uygulaması Glovo, ardından Paris ve genel olarak Fransa’da kullanılan UberEats dikkatimi çekmişti. Neden dikkatimi çekti? Çünkü kuryeler neredeyse tamamen bisikletliydi. Türkiye ve İstanbul’da ise bu durum 18 yaşını doldurmamış bireylerin ‘şu kadar saatte bu kadar teslimatı iletmen gerekiyor’ olarak çalışıyor. Haliyle de karşılığında aldığı ücret düşük oluyor ve bazıları can kaybıyla sonuçlanıyor. Peki, bu konunun üretmekle alakası nedir?

İstanbul’da yol ve lojistik nedeniyle bisikletle teslimat açıkçası biraz zor. Bu da akıllara daha sürdürülebilir bir gelecek adına İstanbul’un otonom teknolojiler için bir fırsat olmasını getiriyor.  Sanırım millet olarak fırsatı uzun süreli realiteye çevirmekte zorlanıyoruz. Bunun için ilk başta otonom teknolojiler ve bisikletliler için ayrılmış yola, daha sonrasında bu vasıtalara daha uzun bir ömür sağlamak için gerekli istasyonlara ve bu trafiğe bir uyum sağlayabilmek adına ise yeterli dataya ihtiyacımız var. Peki, ihtiyaçlarımızı sağlayabiliyor muyuz ve bunun bir örneği var mıdır?

Kısaca, hayır sağlayamıyoruz. Bunu örnek olarak Paris’te görmemiz pekala mümkün. Öncelikle, kendi üretimlerini yapabildikleri ve tüm dünyaya sattıkları bir ürünleri var. Otomotiv markası Renault ile kendi araçlarını üretebiliyorlar ve kamu araçları genellikle bu marka arabalardan oluşuyor. Bununla kalmayıp Alman markalarına parça da satıyorlar. Ürettikleri elektrikli araçlar için de öne çıkan görselde görüldüğü gibi bazı noktalarda şarj istasyonları bulunuyor. Zaten bisikletliler için tahsis edilmiş ayrı yollar bulunuyor ve zannımca data toplamak çok da zor olmasa gerek. 

Trend 50 Otomotiv

Nelere sahip olmadığımızı ikinci paragrafta ve örnek olayın da nelere sahip olduğunu bir önceki paragrafta görmek mümkün. Bu ayrımı yapmak ancak şehri ziyaretim sonucu gerçekleşti. Daha öncesinde, otomotiv sektöründeki teknolojik gelişmelerin ülkemizde uygulanmasına dair umudumu derlediğim Trend 50 raporları ile oluşturmuştum. Umut her zaman tutkuyu bir nebze besler fakat bunun için de yeterince efor sarfetmemiz gerekiyor, efektif bir şekilde çokça çalışmamız gerekiyor. Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun şiirindeki gibi, “En azından üç dil bileceksin, En azından üç dilde, Ana avrat dümdüz gideceksin, En azından üç dil, Çünkü sen ne tarih ne coğrafya, Ne şu ne busun, Oğlum Mernus, Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.” bir şeyleri hatırlamamız gerekiyor.

(Visited 141 times, 1 visits today)

Leave A Comment

Your e-mail address will not be published. Required fields are marked *