Bir şey itiraf edelim, ömür boyu hepimizin en az bir kez kalbi kırılmıştır. Belki de kıran bizdik. Kim bilir? Ama bazen terkedilmiş tarafızdır. Şimdi bu kırık kalpleri hatırlayalım, ister kendimizin olsun ister başkasının. Tüm bu kırık kalpleri koyabileceğiniz ve başkalarının gelip görebileceği bir müze hayal edin. Zagreb Kırık Kalpler Müzesi ‘inde bunu görmek mümkün.

Zagreb’in Kırık Kalpler Müzesi, dünyanın en tuhaf koleksiyonlarından birini barındırıyor. Hırvatistan’ın başkentinde merkeze yakın bir yerde bulunan Kırık Kalpler Müzesi ayrılık, keder veya diğer acılara adanmıştır. Dünyanın her yerinden insanların bağışladığı duygusal değere sahip günlük nesneler, sahibinin öyküsü ve geçmiş ilişkisinin önemiyle beraber sergilenir. Bunlar, bazıları komik ve sevgi dolu, ancak çoğu melankolik, ilişkinin doğası ve nasıl sona erdiği hakkında bir fikir veren aşk ve ayrılık hikayeleri.

Dražen Grubišić ve Olinka Vištica, fırtınalı bir ayrılık veya yıkıcı bir kayıptan sonra geride kalan nesneleri 13 yıldır topluyorlar. Ancak gazeteci Aleks Eror’ın da dediği gibi, kalp kırıklığına adanmış en büyük sergi beklenmedik bir haz getiriyor. Yani aşırı duygular burada da öne çıkıyor. Schopenhauer’ın Aşkın Metafiziği’nde dediği gibi “İnsan, tutkulu bir aşk ile sevdiği kimseye aynı zamanda nefretin en koyusunu da duyabilir.” Bunu esasında sanatta bolca görebiliyoruz. Mesela, Emre Ezelli‘nin Dichotomy sergisinin hazırlığı sırasında ‘it likes you, you like it…‘ eserindeki ayrıntıları sormuştum. Koltuğun nasıl kişisel bir ilişkisinin hikayesinden geldiğini anlatmıştı.

Kırık Kalpler Müzesi’nin Hikayesi

Müze, eski bir çift olan sanatçı Dražen Grubišić ve film yapımcısı Olinka Vištica’nın ayrılıklarından kısa bir süre sonra kavramsallaşır. Grubišić, “oldukça medeni ve normal olduklarını, bu yüzden ayrılığın da çok pürüzsüz ve medeni olduğunu” söylüyor. Ancak genellikle uzun ilişkilerin sonunda olduğu gibi çift, dört yıllık ilişkilerinde biriktirdikleri ortak eşyalarını bölme sürecinden geçmek zorunda kaldı.

Bu görüşmeler, küçük, kurmalı bir tavşan oyuncağa denk gelene kadar sakin bir şekilde gider. Grubišić, Vištica’nın eve geleceğini duyduğu zaman onu sarar ve evinin koridoruna koyduğunu söyler, bu yürüyerek onu bir evcil hayvan gibi selamlar. Biri seyahat ettiğinde ve diğeri evde kaldığında, seyahat eden oyuncağı yanlarında götürür ve onunla fotoğraf çekinirdi. Bir tarafın eksikliğinde oyuncak, dublör olarak kullanırlardı.

Grubišić, “Bütün bu anılar yoğunlaştı ve bu küçük oyuncağa bağlandı” diye bahsediyor. “Daha sonra bu kadar banal olan ve parasal bir değeri olmayan bir şeyin sizin için bu kadar güçlü duygulara neden olabilmesinin nasıl şaşırtıcı olduğu hakkında konuşmaya başladık. Ama bu sadece iki kişiyi ilgilendiriyordu, başka hiç kimseyi etkilemiyor. ”

Grubišić ve Vištica, daha sonra insanların bir ayrılığın ardından bu duygusal nesneleri gönderebilecekleri ve sergileyebilecekleri bir alan olsaydı ne kadar ilginç olacağını farkettiler. Fikir o kadar doğal ve basit görünüyordu ki böyle bir projenin zaten var olduğunu düşündüler. Ancak çift daha sonra Google’da aradıklarında, ortaya çıkan tek şey eski sevgiliden kurtulmak için önerilerdi.

Özellikle kadın dergilerinde buldukları tüm makaleler, imha ile ilgiliydi. Yani, eşyaları ateşe vermek gibi şeyler. Grubišić bunun üzerine şöyle yorumluyor: “Bununla gerçekten bağlantı kuramıyordum, çünkü biriyle yıllar geçiriyorsanız mazoşist olmadığınız sürece çoğunun iyi şeyler olması gerekir. Öyleyse neden masalınız gerçekleşmediği için tüm bu anıları yok etmek isteyesiniz ki?”

İlk başta, bu fikirden bir sonuç çıkmadı. Ancak 2006’da Grubišić ve Vištica, 41. Zagreb Görsel Sanatlar Salonu‘ndan yapılan sunum çağrısına yanıt vererek, bitmiş ilişkilerin duygusal nesneleri ile dolu bir sanat sergi önerisini verdiler. Organizatörler bu fikre ilgi duydular ve çifte bunu gerçekleştirmesi için 14 gün verildi. Bu sürede, nesneler için arkadaşlarını ve tanıdıklarını aradılar.

Grubišić gösteri bittikten sonra projenin sona ereceğini düşünür. Ancak dört yılda Split, Ljubljana, Berlin, Singapur, Tokyo, İstanbul ve diğer birçok şehirden talep geldi. Sonunda, gezer sergiyi organize etmenin lojistiği o kadar yorucu hale geldi ki çift 2010 yılında Zagreb’de gerçek bir müze açmaya karar verdi ve Grubišić’e göre Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de en çok ziyaret edilen müze oldu.

Eğer bugün müzeyi ziyaret edecek olsaydınız, dört odadan oluşan 300 metrekarelik bir alana yayılmış 84 nesne bulacaksınız. Her üç yılda bir değişen nesneler, 4.000’den fazla koleksiyondan seçiliyor. Her gün, insan yaralarını anlatan değişik nesneler sergilenmekte. Objeler ve beraberindeki hikayeler o kadar çeşitlidir ki, bir hikaye yayı oluşturacak şekilde düzenlenmiştir. Bu yay, tebessüm ettirici, hafif hikayelerle başlar ve sonrasında biraz karmaşıklaşır. Grubišić, “Yapmaya çalıştığımız şey bu, çünkü herkesin ağlamaktan kaçtığı dünyada bir şeyi kolayca yapabilirsiniz” diyor.

Nesnelerin çoğu romantik ilişkilerin kalıntıları olsa da, bazıları aileseldir. Diğerleri ise öğrenci ve öğretmen arasındaki platonik bağ gibi şeyler. Çoğu durumda bir nesne, arkasında saklanan hikaye hakkında çok az ipucu verir. Göz alıcı nesnelere bazen iç açıcı olmayan hikayeler eşlik ederken, en ilginç hikayeler ise genellikle dikkat çekici olmayan nesnelere aittir.

Bazıları uzun ve itiraf içerirken, en iyileri genellikle kısa ve öz. Asıl duygusal yumruklar, birkaç kelimeden oluşuyor. “Birlikte basketbol oynadık. O dürüsttü, ben değildim. Bana kızları nasıl gördüğünden bahsediyordu ve içten içe beni öldürüyordu” diyor bir çift basketbol ayakkabısına eşlik eden notta. Berlin’den gelen eski baltanın yanında şöyle yazıyor: “14 günlük tatilde, her gün buradaki mobilyalardan birini parçaladım. Kalıntıları orada, içsel durumumun bir ifadesi olarak sakladım. Ne zaman onun odasını ruhum gibi doğranmış mobilyalarla gördüm, o kadar iyi hissettim.

Ayrıca, websitelerinde farklı hikayelere de yer veriyorlar. Mesela, en trend hikayelerde Türkiye’den de hobby çikolata ile bir ‘son sevgililer günü‘ anısı yer alıyor. Müze içerisinde ise Türkiye’den gelen bir gelinlik bulunuyor. Damadın düğünden önceki gün beklenmedik şekilde ölmesi sonucu evlenemeyen Türk bir kadına ait olan gelinlik köşede duruyor.

Müzenin ziyaretçilere çekiciliği açık: Özgünlük ve röntgenci zevk. Nesneler arasında yürürken, manyetik çekme görevi gören bir çeşit mistik koku yaydıklarını hissettim. Onları bir müze alanında hikayeleriyle sunduklarından kendimi düşündüğümden daha yakın halde inceleyerek buldum. Ancak insanları hayatlarının parçalarını bu şekilde sergilemeye iten şey nedir sizce? Muhtemelen bazı insanlar, onlara yük gelen kurtulmak istedikleri şeyleri gönderiyor. Grubišić’e göre, “Ayrılıktan 20, 30 yıl sonra gelen nesneleri seviyorum. İnsanlar bunun hayattaki en güzel an olduğunu fark ediyorlar ve bir şekilde dünyayla paylaşmak istiyorlar.”

Peki Grubišić 13 yıl boyunca insan ilişkileri hakkında ne öğrenmiş olabilir? “Bu her zaman aldığım bir soru: Şimdi kendinizi bir uzman olarak görüyor musunuz? Hayır, daha az biliyorum! Çok, çok karmaşık, deneyimlerin çeşitliliği inanılmaz. Diyorlar ki, gerçek kurgudan daha garip… Bu burada kesinlikle doğru. ”

Kırık Kalpler Müzesi Ziyaret Bilgileri

Müzeye herkes katkıda bulunabilir. Eğer hikayenizin başkaları için iyi bir örnek olacağını düşünüyorsanız, katkıda bulunmaktan ve göndermek için çekinmeyin. Müze çalışma saatleri her gün 09:00 – 21:00 arası açıktır. Son giriş 20:30 (1 Ekim – 31 Mayıs) ve 09:00 – 22:30. Yaz döneminde son giriş 22:00 (1 Haziran – 30 Eylül) ve Zagreb’in Upper town gölgesinde bulunuyor. Kırık Kalpler Müzesi giriş ücretleri ise tam 40 Hırvatistan Kunası, öğrenci ve indirimli 30 Hırvatistan Kunası’dır.

(Visited 232 times)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir