Searched for teknoloji

Wuhan Tedarik Zinciri Teknolojiye Nasıl Zarar Verecek?

Reading Time: 2 minutes

Çin’in Hubei bölgesi başkenti Wuhan, koronavirüs salgını ile adını çokça duyurmaya başladı. Şu anda, yoldan geçen birisine Wuhan desek ilk aklına gelecek konu eminim koronavirüs salgını olacaktır. Peki, eskiden otomotiv üretim merkezi olan Wuhan şehrinin özelliği nedir ve Wuhan teknoloji için ne önem arz ediyor? Bu yazımda, Wuhan’ın teknoloji açısından önemine ve tedarik zincirindeki aksamanın teknolojiye nasıl zarar verebileceğinden bahsedeceğim.

Wuhan, Çin’in değerli ürün ve hizmetlerin üretimini artırmayı amaçlayan hükümet destekli bir plan olan “Made in China 2025” kapsamında önemli bir rol oynamaktadır. Bu girişim kapsamında Wuhan, özellikle yarı iletkenler, LCD ekran üreten teknoloji ve elektronik şirketleri için bir merkez haline geldi. Milken Enstitüsü‘ne göre Wuhan, 2019’da Fortune 500 şirketinin 230’undan yatırım çeken ve 1.656 yüksek teknoloji işletmesine ev sahipliği yapan Çin’in en iyi dokuzuncu şehri oldu.

Wuhan’daki Teknoloji Tedarik Şirketleri

Örneğin büyük bir yarı iletken şirketi olan Tsinghua Unigroup, Mart 2016’da Wuhan’daki Çin’in en gelişmiş çip üretim tesislerinden birinin yapımını duyurdu ve bilgisayarlarda, akıllı telefonlarda kullanılmak üzere 3D NAND flash disk seri üretimini başlattı. Wuhan ayrıca, Foxconn‘dan (Apple için büyük bir elektronik tedarikçi) ziyade diğer iki büyük Çin yarı iletken üreticisi Wuhan Xinxin Yarı İletken Üretimi ve Yangtze Bellek Teknolojileri’ne ait üretim tesislerine ev sahipliği yapıyor. Wuhan’da önemli operasyonları olan diğer şirketler arasında Güney Kore’nin Samsung‘u, Tayvan’ın TSMC‘si (dünyanın en büyük anlaşmalı çip üreticisi) ve yerel teknoloji şirketleri Lenovo ve Xiaomi bulunuyor.

Xiaomi, ikinci merkezini Wuhan’da Aralık 2019’da koronavirüs krizinin başlamasıyla açtı. Akıllı telefon üreticisi, teknoloji şirketlerini çekmeyi amaçlayan 1.8 milyar dolarlık bir yatırımın bir parçası olarak 2017 yılında Wuhan il hükümeti tarafından şehre getirildi. Xiaomi’nin Wuhan’da yapay zeka, şeylerin interneti, büyük veri ve yazılım araştırmalarına odaklanan bir Ar-Ge merkezi var. Merkez, Wuhan’ın Optik Vadisi olarak da bilinen diğer birkaç ileri teknoloji girişiminde bulunduğu Yüksek Teknoloji Geliştirme Bölgesi‘nde yer alıyor.

Salgından önce, Çin 2018’de neredeyse sıfır olan payını 2020 sonuna kadar dünya bellek yongası üretiminin yaklaşık %5‘ini sağlamayı umutluyordu. Lenovo, Oppo ve Xiaomi gibi daha küçük akıllı telefon üreticileri, salgının bir sonucu olarak önemli operasyonel sorunlar ve planlama zorluklarıyla karşı karşıya kalacaklarına işaret ediyor.

Salgın ve işçi kıtlığından üretimin askıya alınması, Wuhan’ın ve Çin’in 2018’den beri sektörde yaşadığı önemli büyümeyi muhtemelen yavaşlatacak. Bu nedenle küresel teknoloji sektörü, Wuhan’daki üretim durmalarını yakından izliyor.

Teknoloji, Küreselleşmeyi Öldürüyor Mu?

Reading Time: 4 minutes

Küreselleşme out, küreselleşmeden uzaklaşma in. Ya da…

Siyasette popülizmin yükselişi, düzenlemeler, ticaret ve imalattaki değişikliklerin yanı sıra insan hareketliliğindeki artan zorluklar gibi faktörlere baktığınızda, yeni trendin küreselleşmeden dönüş olduğu gözüküyor. Tabii yerelleştirmeyi veya milliyetçiliği savunmak da olabilir.

Küreselleşmeden geri dönüş, büyük ölçüde teknolojik bir sorun gibi görünüyor: Teknoloji şirketleri ya bu trendi yönlendiriyor gibi görünüyor ya da hükümetler için değişimi yönlendirebilmek için bir araç olarak kullanıyor.

Koronavirüs’ün Viral Olması ve Oluşan Panik

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs, küreselleşme hakkında hoş olmayan bir gerçeği ortaya koydu: Bir yerde ortaya çıkan viral bir salgın her yere yayılabilir. Böyle bir salgını durdurmak için en iyi çözüm radikal, ani ve geçici küreselleşmeden geri dönüştür. Bu teknoloji endüstrisini zorluyor.

Virüsün en hızlı etkisi teknoloji fuarlarında oldu. En önemli mobil ticaret fuarı olan ve 24 Şubat’ta Barselona’da başlaması planlanan Mobile World Congress ya iptal edilecek ya da katılımı büyük ölçüde azaltılacak. LG ve Ericsson gibi devler zaten katılımlarını iptal etti. Ayrıca düzinelerce Çin ticaret fuarı, iptal edildi.

Bir sonraki etkisi ise satış ve imalat olacaktır. iPhone‘ların yapıldığı Foxconn süresiz olarak kapatıldı ve şimdilik yüz maskeleri yapmaya başladılar.

Amazon’daki satıcılar, koronavirüs nedeniyle kapalı fabrikalardan kaynaklanan ürün kıtlığına merhem olmaya çalışıyorlar. Tesla, Çin’deki fabrikasını kapattı ve Model 3’lerin üretimini durdurdu. Google, Amazon, Facebook ve Microsoft gibi şirketler Çin’deki ofislerini kapattı veya Çin’e seyahat kısıtlaması koydu.

Üçüncü olarak etkisi kazanca yansıyacak. Çoğu Çinli teknoloji şirketinin kazançları beklentilerin çok altına düşmesi bekleniyor. Salgın aynı zamanda, sosyal ağlardaki sahte haber ve yanlış bilgiye neden oluyor ve bu da Dünya Sağlık Örgütü’nün “infodemic” dediği şeye yol açmaktadır.

Politika, Huawei 5G’sinin önüne geçti

Uluslararası politika, küreselleşmeye yön vermektedir. Ancak bu eğilimi şekillendirmek için çoğunlukla teknolojiyi ve teknoloji şirketlerini kullanıyorlar. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Huawei’nin 5G teknolojisindeki hakimiyetini engellemeye kararlı ve bu baskı ABD’nin İngiltere ile olan ittifakını bile zorluyor. Huawei‘in ABD yasağı Android’e yaradı ve bu aynı zamanda Huawei’in HarmonyOS adı verilen kendi işletim sistemini geliştirmesine neden oldu.

Avrupa Birliği teknoloji düzenlemeleri ile küresel dünyadan daha fazla uzaklaşmaya neden oluyor. Unutulma hakkı adı verilen düzenleme, Euro Bölgesi içinde ve dışında Google Arama kullanıcıları için farklı arama dizinleri oluşturuyor. GDPR kuralları yüzlerce ABD haber sitesini Avrupalı ​​kullanıcılar için görünmez hale getiriyor. Arama motorlarının arama sonuçlarında Avrupa haber sitelerini göstermek için ödeme yapmalarını zorunlu kılan Avrupa yasaları, aslında Avrupa haber kaynaklarını küresel aramalardan kesebilir. Bu düzenlemeler nedeniyle, Avrupa’daki online haberler Avrupa dışındaki haberlerden tamamen farklıdır.

Çin’in interneti deglobalize etmesi günümüzün altın standartı sistemidir. Çin’in Büyük Güvenlik Duvarı, ayrıca yabancı sosyal ağlardaki yasaklar ve Çin’deki diğer kurallar, interneti yalıtılmış ağa yakın hale getiriyor. Rusya ve diğer ülkeler de Çinlilerin bu internet kontrolünü taklit etmeye çalışıyorlar.

Rusya’nın internetini dış dünyaya kapatma konusundaki çabası ve yabancı şirketlerin telefonlara hükümet casus yazılımları ekleme zorunluluğu, Apple dahil Silikon Vadisi şirketlerinin Rus pazarında hizmet vermesini zora sokuyor. Bir diğer yandan ise splinternet, “internet” in yerini aldı.

Uber: Vahşi bir yolculuk

Uber gibi San Francisco merkezli paylaşım ekonomisi girişimleri küreselleşme eğilimini artırıyor gibi görünüyordu. Her yere seyahat edebilir, uygulamanızı kullanarak gezintiye çıkabilir veya yemek sipariş edebilirsiniz. Ancak Uber, bir zamanlar hâkim olduğu ya da hakim olması beklenen pazarlardan çıkarılıyor.

Uber, Çin’deki varlığını 2016 yılında Didi adlı “Çinli Uber” e nakletti ve sattı. Uber, Endonezya ve diğer pazarlardan Çin ile aynı şekilde çıkış yaptı. Rusya’da ise Yandex’in kontrol payına sahip olduğu Rusya’nın Yandex.taxi ile ortaklık kurdu.

Geçen ay Hindistan’da, Uber’in gıda dağıtım iştiraki Uber Eats, Zomato adlı Hintli rakibine satıldı. Şimdi büyüyen gıda dağıtım uygulaması pazarı iki Hintli şirket tarafından kontrol ediliyor.

Uber asla küresel bir hizmet olmayacak. Dünyanın en büyük pazarlarından bazılarının geri çekilmesi küreselleşmeden geri dönüşe işaret ediyor.

Sosyal ağlar küresel çapta anti-sosyal hale geliyor

Bir süreliğine, sosyal ağların dünyadaki herkesin diğer herkesle sohbet edeceği küresel bir “kasaba meydanına” dönüşeceği düşünülüyordu. Ancak bu eğilim, agresif bir şekilde tersine gidiyor.

Sosyal ağlar kendilerini algoritmik olarak küresel dünyadan uzaklaştırıyor. Trend olan konular, içerikler ve “haber akışı” her ülke için farklıdır. Her hükümet, farklı içerik türlerine yasaklama getirmektedir.

Facebook gibi siteler Çin, İran, Suriye ve Kuzey Kore’de açıkça yasaklanmıştır. ABD, şu anda ordusunda zaten yasak olan TikTok’u tümüyle yasaklamak istiyor. Ülkeye özgü yerelleştirme, sansür ve sosyal ağların yasaklanması eğilimi devam edecektir.

“Deglobalisation” gerçek bir fenomen mi?

Tüm bu eğilimler ve değişiklikler, küreselleşme eğilimini tersine çevirdiğine benziyor, ancak bu yanıltıcı olabilir. Ekonomik olarak uluslar birbirlerine daha bağımlı hale geliyor. Örneğin, teknoloji yalıtımı için örnek gösterilen Çin, büyümesini ihracata ve fason üretime borçludur. Ekonomisi olgunlaştıkça ve nüfus yaşlandıkça, dış dünyaya olan bağımlılığı da büyüyecektir.

Aslında teknoloji giderek daha önce benzeri görülmemiş bir ölçekte uluslararası seyahat sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dünyanın herhangi bir yerinde yaşayabilen insanların yaşam tarzlarına olanak sağlıyor.

Globalizasyondan uzaklaştırıyor gibi görünen faktörlerin çoğu daha fazla küreselleşmeyi yönlendirecektir. Örneğin, koronavirüs ve bunun dünya çapındaki teknoloji şirketleri üzerindeki etkisi, üretim, bileşenler ve işgücü için tek bir ülkeye güvenmenin riskli olmasıdır. Aksine üretimi uluslararası alanda çeşitlendirmek için giderek artan bir itici güç olacaktır.

Küreselleşme karşıtı politik güçler – yani milliyetçilik, popülizm ve düzenlemeler – geçici ve döngüsel olma eğilimindedir. Tarih herhangi bir kılavuzsa, gösterge diğer yönü gösterecektir. Avrupa’nın teknoloji şirketlerine yönelik agresif düzenlemesi bölücüdür, ancak sadece geçici olarak. GDPR gibi durumlarda, Avrupa eğrinin önündedir ve yaptığı düzenlemeler taklit edilecektir. Arama motorlarının haber sitelerine bağlantı için ödemesi veya gereksinimler gibi düzenlemeler muhtemelen geri tepecek ve başarısız olacaktır.

Sosyal ağları deglobalize eden güçler uzun vadede önemini kaybedecek. Hükümetler veya şirketler yerine kullanıcılar tarafından yönlendirilen bir başka trend, dev sosyal ağların küçük, kişisel ağlarla değiştirilmesidir. İşte, “anti-sosyal sosyal ağlar” geleceği.

Bu trendler karşısında ne yapmak gerekiyor?

Dünya gittikçe karmaşıklaşıyor. Büyük kuruluşlar planlar yaparken, bu artan karmaşıklığı akılda tutmak önemlidir. Özetle, hem küreselleşmenin artması hem de yerel gereksinimlerin artmasıyla karşı karşıyayız. Bu, planlamacıların yerelleştirmeleri artırmaları gerektiği anlamına geliyor. Esneklik, adaptasyon, yerelleştirme ve çeşitlendirmeye önem vermek.

Ya da koronavirüs? İyi haberler ve kötü haberler var. İyi haber şu ki, bilim aşı geliştirmede hızlanıyor. Kötü haber, bu tür bir salgının tekrar tekrar gerçekleşeceğidir.

Virüsler ve politika daima olacaktır. Ama ticaretin de olması gerekiyor. Bu yüzden, küreselleşmeden geri dönüş yanılsamasını yaratan ve uyum sağlayan bu trendlere dikkat etmek gerekiyor.

Grice İşbirliği İlkesi Nedir? Konuşmada Beklentilerimizi Artırır mı?

Reading Time: 3 minutes

Günlük hayatta herkesin karşılıklı dil değişimini engellememesi ve aksine kolaylaştırması beklenir. Konuşma sırasında her katılımcı, konuşma hedeflerine ulaşmak için uygun bir katkı yapmaya çalışır. Karşılığında ise diğer taraftan rasyonel, işbirlikçi ve hedefe yönelik katkı yapmasını bekler. Böylece, işbirliği beklentiyi arttırır. H. Paul Grice, bu genel kuralı İşbirliği İlkesi (Cooperative Principles) olarak adlandırmaktadır.

Bu ilke, ifade edilen şeyin, konuşmanın amacı ve yönü doğrultusunda, gereken zamanda ve gerektiği kadar söylenmesini açıklar ve dört alt kategoriye ayrılır. Bunlar nicelik, nitelik, bağlantı ve tarz ilkeleridir. Nicelik, konuşmaya gerekli katkının yapılması ilkesidir. Bu ilkeye göre bilgi, ne gereğinden az ne de fazla olmalıdır. Evet, fazladan verilen bilgi de bu kuralı ihlal ediyor. Nitelik, yanlış olduğuna inanılan bir bilginin konuşma esnasında aktarılmasını ifade eder. Bağlantı ilkesi, konuşmada konu dışına çıkılmamasına, alakasız sözler söylenmemesine işaret eder. Tarz ilkesi ise, ifadenin açıklığıyla ilgilidir.

Grice‘a göre bu ilkelerden herhangi birini yerine getirmediğimizde işbirliği kuralını ihlal etmiş sayılıyoruz. Konuşmanın amacı, iletişim sürecinde başka bir noktaya evrilebileceği gerçeği var ama bu Grice işbirliği ilkesinden farklı bir şey. İroni yapma, espri yapma, dalga geçme ve istenmeyen durumdan kaçma da Grice’a göre bu ilkeleri ihlal ediyor. Bazı edimbilimcilere göre ise bağlantı ilkesi (maxim of relation) gereklidir.

Günümüzü baz aldığımızda ise Grice’ın işbirliği ilkesi birçok probleme çözüm oluyor gibi. Madalyonun diğer yüzüne bakarsak sadece bağlantı ilkesinin olması veya bazı ilkelerin ihlal edilmesi günü kurtarmamızı sağlıyor. Buna farklı perspektiflerden bakmak için gelecek 3 başlıkta teknoloji, Türk kültürü ve ilişkiler açısından inceleyeceğiz.

“Şimdi, Yapmak İstediğiniz İşlemi Birkaç Kelimeyle Belirtin…”

Bu cümleyi banka veya telefon operatörü çağrı merkezini aradığımızda duyuyoruz genelde. Yapmak istediğimiz şeyi nicel ve bağlantı ilkelerine uygun belirtmezsek amacımıza ulaşamıyoruz. Ya da chatbot iletişim kanallarında yazdığınız anahtar sözcüğe göre sizin beklemediğiniz bir cevap verebiliyorlar. Esasında söylediğiniz şey, Grice işbirliği ilkesi ne uygun olmasına rağmen chatbot anlamıyor ve bu yüzden o kapsam dışına çıkıyor. Teknoloji, kurallara uyan-uymayan ifadeleri anlamakta zorluk çekerken insanoğluna ise bu anahtar kelimeleri kullanmak zor veya sıkıcı geliyor.

via GIPHY

Tam bu noktada iki rolün birbirinden uzaklaşması işi zorlaştırırken yakınlaşması iletişim sürecini etkili kılıyor. Yani teknolojinin daha kapsamsal bir dile sahip olması, retorik dili anlayabilmesi, koşullandırmanın çeşitlenmesi ve insanın ifadesini kısa, açık bir şekilde amacına uygun söyleyebilmesi. Böylece, Grice ilkesi ile konuşmada işbirliği ve akabinde beklenti artar.

“Hayır, istemiyorum.”

Demek yerine “Yemek yer misin?” sorusuna “Ya esasında 2 saat önce başka bir arkadaşımla yemek yemiştim” olarak cevap verebiliyoruz. Ya da “nasılsın?” sorusuna “saol, teşekkür ederim” dediğimizde ne anlama geliyor? Kibar bir millet olabiliriz ama neden başta bir şeyi amacına uygun yapmıyoruz? Teknoloji konusunda olan sıkıcılık bir faktör olabilir. Türkçe ne kadar zengin bir dil ya da ne kadar fakir bir dil olduğu başka bir faktör olabilir. Anlatmak istediğimiz şeyin başkasında ne anlama geldiğini etkileyen kültürel denge de başka bir faktör olabilir. Buraya kadar bahsettiklerim nicel, bağlantı ve tarz ilkeleriyle ilgili.

Bir de iletişim sürecinde kullandığımız üçüncü kişi zamiri ve beden dili var. Türkçede üçüncü kişi zamirlerinin he/she/it diye ayrılmaması gündelik hayatı daha pratik yapması ve bütüncül bakış açısı katarken aynı zaman belirsizliğe neden olurlar. Beden dili açısından, bir şeyi istemediğimi belli etmek için kafamı salladığımda bazı yabancı arkadaşlarımın bunu anlamadıklarını farkettim. Bu Grice işbirliği ilkesine dahil olmasa da iletişim sürecini etkileyen faktör.

H. Spencer’ın rahatlama kuramında gülme, insanın içinde biriken sinirsel enerjinin boşaltılması sonucu oluşur. Bizi güldüren Nasreddin Hoca, 13. yüzyıldan bu yana anlatıla gelen kültürel bir zenginliğimiz. Peki, bu fıkralar Grice’ın işbirliği ilkesine uyuyor mu? Hayır, birçok durumda ihlal ediyor. Hikayelerde, kahramanlar, konuşmalara gerçek ve istenen katkıyı sağlamaz. Beklediği cevaplarla karşılaşamayan dinleyici ise aykırılık karşısında güler. Coşar ve Usta, “Bu gülüş, düşündüren, sorgulayan, yanlışı yıkan, görevci olmasıyla değerli, milli ruh taşıyan evrensel bir gülüştür” diye belirtiyor. Grice’ın ilkelerine uymayan konu ile bağlantısız yeterince bilgi vermeyen bu fıkralar, aksine daha akılda kalıcı mesaj veriyor.

“Artık beni anlamıyorsun!”

Dil faaliyetinin nihai hedefi, iletişim ortamında bir anlam üretmektir. Peki, ilişkilerimiz ne kadar anlamlı ve ne amaçla kuruluyor? Uzun ilişkiler, bazen beklentiyi arttırıp hayal kırıklığı ile sona gelebiliyorken bazen de bu iletişimi daha da sağlamlaştırıyor. Bir eğitim bilimleri dersimde hoca, ilişkilerimizde kriz anını eğlenceye dönüştürerek aşabiliyorsak o ilişki sağlamlaşmıştır demişti. Bu doğrultuda, dilin karşı tarafa yeteri derecede, doğru ve alakalı bilgi vermesi sonucunda verilen anlam yükü veya beklenti, tam tersine saniyeler içinde Grice ilkeleri ihlal edilerek yıkılmaz hale geliyor. Peki, konuşmada işbirliği beklentiyi artırıyor, ya beklentilerimiz?

Dil olmadan ilişki kurmak imkansız. Bir insanla ortak zevklerimizin olup olmadığını konuşarak anlayabiliriz. Bir sorun olduğunda karşı taraf ile iletişim kurup sorunu anlayabiliriz. Buraya kadar hep anlam faktöründen bahsettik, bir de ne hissettiğimiz var. Leibniz’te bulanık, karanlık düşünme, duyma ve istencin yanında olma anlamına gelen duygu ve duygularımız. Charles Dickens’ın Büyük Umutlar‘ında dediği gibi bazen kapıyı kapatıp yalnız kalmak, en güzel şey oluyor. Peki, konuşmuyorsak bu bir çözüm mü? Anlamı nasıl doğru, alakalı ve gerektiği kadar alacağız? Burada aklıma Suskunlar kitabının son cümlesi geliyor: “Belki de susmak, gerçeği anlamanın tek yoluydu“. Ki bu sefer zaman kuralını çiğnedik.

Degrowth (Büyümeme veya Planlı Küçülme) Nedir?

Reading Time: 2 minutes

Degrowth (büyümeme ya da planlı küçülme), her ne pahasına olursa olsun büyümeyi sürdüren, insan sermayesini sömüren ve çevresel yıkıma neden olan küresel kapitalist sistemi eleştiren bir fikirdir. Aktivistlerin ve araştırmacıların planlı büyümeme hareketi, kurumsal karlar, aşırı üretim ve aşırı tüketim yerine sosyal ve ekolojik refahı ön planda tutan toplumları savunuyor. Bu, yeniden bir radikal sermaye dağıtımı, küresel ekonominin maddi boyutunda küçülme ve ortak değerlerde özen, dayanışma ve özerkliğe doğru yönelmeyi de gerektirir. Büyümeme, ekolojik adalet ve herkes için iyi bir yaşam sağlamak için toplumları dönüştürmeyi amaçlar.

Degrowth’un (büyümeme ya da planlı küçülme) olmazsa olmazı:

Herkes için onurlu kendi kaderini tayin eden bir yaşam için çabalamak.
Doğal bir şekilde sürdürebilir ekonomi ve toplum.
Küresel Kuzey’de üretim ve tüketimin azaltılması ve tek taraflı Batılı kalkınma paradigmasından ayrılma. Küresel Güney’de özgür bir sosyal örgütlenme.
Gerçek siyasi katılıma izin veren demokratik karar alınabilen ortam.
Ekolojik sorunları çözmek için tamamen teknolojik değişiklikler ve verimlilikteki iyileştirmeler yerine sosyal değişimler ve yeterliliğe yönelim. Ekonomik büyümeyi kaynak kullanımından ayırmanın mümkün olmadığının tarihsel olarak görmek mümkün.
Açık, bağlantılı ve yerelleştirilmiş ekonomilerin yaratılması.

Bu küçülme tanımı, Leipzig’deki degrowth konferansında organizasyon ekibinin uyarladığı tanıma dayanmaktadır.

Neden “degrowth” kelimesi?

İngilizce konuşanlar bazen ‘degrowth‘ kelimesini sorunlu bulur ve bu yanlış anlamalara yol açabilir. Sadece kelimeyi okumak, olumsuz ve bazıları için ekolojik olmayan bir çağrışım içeriyor. Ancak terimin kökeni başka bir şey değildir. Fransızca’da “la décroissance” veya İtalyanca’da “la decrescita“nın feci bir selden sonra normal akışına geri dönen bir nehri ifade ettiği Latin dillerinde bulunur. İngilizce “degrowth” kelimesi, 2008 yılında Paris’te yapılan ilk uluslararası küçülme konferansından sonra öne çıktı. O zamandan beri akademik yazılarda ve medyada yer aldı ve sosyal hareketler ve paydaşlar tarafından kullanılmaktadır. İngilizce’de kolay kolay ağzımızdan çıkmayan bir terim kullanmanın bir avantajı da aksaklığa yol açmasıdır. Almanca çeviri olarak metinlerde “Postwachstum” kullanılıyor. “Wachstumsrücknahme” ve “Entwachstum” kelimeleri de eş anlamlı olarak kullanılır.

Yavaş Yaşam Felsefesi Nedir ve Neden Popüler Oldu?

Reading Time: 3 minutes

Teknoloji hızlandıkça hayatımızın hızı da doğrusal olarak artıyor. Bilgi ve haber, ister doğru olsun ister yanlış, her zamankinden daha hızlı yayılıyor. İnsanların haftanın 7 günü, günün 24 saati internete bağlı olması bekleniyor. Acelecilik kültürü, insanları tükenmişliğe doğru itiyor. Ancak işler ne kadar hızlı da bir noktada onları yavaşlatmak isteriz. İşte burada yavaş yaşam felsefesi (Slow living) devreye girer.

Carl Honoré, In Praise of Slowness kitabında “Nicelikten çok nitelik. Bir şeyleri mevcudiyetle yapmak, anda olmaktır. Nihayetinde yavaş yaşam felsefesi, her şeyi olabildiğince hızlı yapmak yerine mümkün olduğunca iyi yapmaktır.” diyor.

Bu size biraz basit gelebilir, “ama aslında günün her anın zamana karşı bir yarış olduğu bir parkur koşusu kültüründe, son derece devrimci bir fikirdir” diyor Honoré. Peki yavaş yaşam felsefesi tam olarak nedir? Nasıl kendimizi yavaşlatabiliriz ve bu tempoyu benimseyebiliriz?

Cittaslow Yavaş Yaşam Felsefesi Nedir?

Akademide bir şeyi betimlemenin en iyi yollarından biri, ne olmadığından başlamaktır. Günlük hızlı temponuzu yavaşlattığınızı düşünün, en çok neyi yavaşlatmak isterdiniz? Honoré, “Tabunun olduğunca her şeyin hızlıca yaşandığı kültürümüzde, yavaşlamanın tek yolu her şeyin inanılmaz derecede ağır çekime dönüşmesi olduğunu düşünürüz, bu da saçma olur” diyor. Yavaş yaşamak, kendimizi kapatmak değildir. Daha çok, stratejik olarak geri adım atmakla ilgilidir.

İtalyanca şehir (citta) ve İngilizce yavaş (slow) anlamına gelen Cittaslow yavaş yaşam felsefesi, işleri olduğunca doğru hızında yapmaktır. Doğal olarak, hayatta işleri hızlı yaptığımız ve meşgul olduğumuz zamanlar vardır. Ancak frene basıp yavaşlamamız gereken başka zamanlar da vardır.

Daha yavaş bir yaşam tarzı için olmazsa olmazlar nelerdir?

Yavaş yaşam (slow living), bağlantıyı kesmek, yavaşlamak ve daha fazla var olmak için fırsatlar yaratmaktır. Buna yönelik ilk adımı, telefonunuz veya bilgisayarınızla ilişkinizi yeniden tanımlamayarak ve ekransız zaman için hayatınızda daha fazla yer açarak başlayabilirsiniz.

Honoré, “Yavaş yaşamın temel taşlarından biri, teknolojiyle daha dengeli, daha sağlıklı, daha mutlu ve daha insancıl bir ilişki kurmaktır” diyor. “Bu teknolojinin inanılmaz hızını ne zaman kullanacağını bilmek ve sonra ne zaman yeterli olduğunu bilmektir.”

Yavaş yaşamanın bir diğer önemli unsuru, kaçırma korkusunu yenmek ve her şeyi tek tek yapmaya çalışmak yerine, önemli olan şeylere odaklanmaktır. Honoré, “Yavaş olmanın temel taşı, hayır demektir.” diyor. “Hayır deme, öncelik verme, durup düşünme ve ‘Benim için gerçekten önemli olan nedir?’ demek için zaman ayırma sanatını yeniden öğrenmektir. Sonra zamanınızı ve dikkatinizi bu şeylere ayırın ve diğerlerini bırakın.”

Sizin için neyin önemli olduğunu belirlemek ve Pareto Kuralı hakkında bilgi almak için şu yazıyı okumanızı öneriyorum.

Yavaş yaşamaya değer mi?

İnsan zihninin, bedeninin ve ruhunun alabileceği hızın sınırlarını zorluyoruz. Hatta, her şeyi bir anda yapabilmek için bir bedel ödüyoruz. “Beslenmeden ilişkilere, aileden işe kadar her şeyde acı çekiyoruz ve aynı zamanda düşünme, bağlantı kurma, yenilik yapma, iş yaratma, üretken olma ve yaratıcı olma yeteneklerimize zarar veriyor.”

Yavaş yaşam felsefesi pek çok kişide fark yaratıyor, çünkü insanlar hızlı yaşam tarzıyla birlikte gelen sonuçlardan bıkmış durumdalar. Honoré’a göre, “Gerçekten yaşamak yerine hayatlarımızda birbirimizle yarışıyoruz. Günün her anını kısa bir çizgiye dönüştürmek çok zor ve bizi pek çok yönden yıpratıyor.”

Yavaş yaşam felsefesi için birkaç öneri:

  • Ucuz olan her şeyi almayın.
  • Telefon, laptop veya kitabınızı uzağa koyun ve lokmalarınıza odaklanın.
  • İşe gitme rutininizi gözden geçirin.
  • Sıkılın.
  • Doğayla ve kendinizle baş başa kalabileceğiniz yürüyüşler yapın.
  • Bedeninizi dinlendirmek ve yenilenmesine yardımcı olmak için en az 8 saat ayırın.
  • Hobilerinize günde en az yarım saatinizi ayırmaya çalışın.
  • Üstünüzde baskı yaratmamaya, kendinizi zorlamamaya ve stres seviyenizi artıracak eylemlerde bulunmamaya dikkat edin.